《SEKS YILDIZI | +18》-1- GÜVERCİN
Advertisement
Güvercinler barışın sembolüydü, dostluğu ve sevgiyi temsil ederdi. Bir güvercin anavatanından ne kadar uzakta olursa olsun yuvasını her zaman bulurdu ve sahibine geri dönerdi, en azından güvercinler bunu başarabilirdi.
Her zaman yanımda bir güvercinim olsun isterdim, düşmanım olan insanlara beyaz bayrak gösterebileceğimi söylemesi için bir beyaz güvercin, barış yanlısı olacak, içinde zerre kötülük bulunmayacak bir güvercin.
Bu ekip kurulduğunda on bir yaşımdaydım, grupta benim dışımda beş kişi daha vardı ve bu beş kişiye isimlerini teker teker ben koymuştum, fakat buradaki hiç kimse bir güvercinin saflığında ya da temizliğinde değildi.
Ben de buna dahildim
Gözlerimi karlı, karanlık bir gecede açmıştım, üşüyordum, bu sokak beni öyle bir üşütüyordu ki, nerelere sarınsam asla ısınamıyordum.
Okuma yazmayı babam öğretiyordu, yarım yamalak harf bilgilerim vardı ve gördüğüm her kelimeyi birleştirip anlamlar çıkarabiliyordum.
Kırmızı sokak tabelasında ise Lara Sokak yazıyordu, babam beni öylece bu sokağa bırakmıştı ve ben burada hiçbir şey olmamış gibi donuyordum.
Kulaklarım soğuktan donmak üzereydi, kar öyle bir yağıyordu ki, dur durak bilmiyordu. Adım atmaya çalışıyordum fakat beceremiyordum.
Az da olsa yürümeyi başardığımda yaklaşık on beş adım ileride benim gibi küçük bir erkek çocuğu, karların üzerinde kıvranmış yatıyordu.
Çocuğun yanına doğru yürüdüm, havanın soğukluğuna alışmaya başlamıştım ve dizlerim artık üşümüyordu fakat çocuğun üzerinde sadece bir atlet ve altında bir şort vardı, yüzü gözü kanlar içerisindeydi.
Çocuğun suratına baktım, nefes alıyordu fakat hareket etmiyordu. Çocuğu karın üzerinden kaldırıp sırtını tutuyordum, bir şekilde bu çocuğa yardım etmek zorundaydım.
Kafamdaki bereyi çıkarıp çocuğun kanlı kısa saçlarına taktım, sonrasında ise ellerimle çocuğun yüzünü temizlemeye uğraştım fakat her temizleyişimde yüzü gözü daha da kanıyordu.
Üzerimdeki montu çıkarıp çocuğun sırtına sardım, bacağını da bedenimle sardığımda ona soğuk vursun istemiyordum.
Çocuğa montumu ve beremi takıp onu karın üzerinde bıraktım ve ayağımdaki botları çıkarıp çoraplarımı çıkardım ve yamuk yumuk bir biçimde çocuğun ayaklarına geçirdim, sonrasında ise botlarımı ona giydirdim.
Üzerimdeki kazağa karlar her düştüğünde daha da üşüyordum fakat ayağımda hiçbir şey olmadığı için karlar ayağımı bıçak gibi kesiyordu.
Baygın çocuğu kucağıma aldım ve yağan bu karların üzerinde yürümeye çalıştım, attığım her adımda gözümden yaşlar akıyordu ve ayaklarım iyice uyuşmaya başlıyordu.
🕊
Saatlerdir kucağımda benim gibi bir çocukla bu karlı yollarda yürüyordum, en sonunda yıkık dökük bir ev gördüğümde ayaklarımın uyuşmasına aldırmadan eve doğru koşmaya başladım.
Kucağımdaki çocuk öyle bir ağırlık yapıyordu ki, biraz daha taşırsam yere düşüp bayılırdım. Buna rağmen bir şekilde çocuğu bu eve getirmeyi başarmıştım ve etrafta neler olduğunu kontrol edemeden içeri öylece dalmıştım.
Advertisement
İçerisi bomboştu ve yıkık döküktü fakat buna aldırmadan baygın çocuğu öylece gazeteler serili yere bıraktım ve kendimi de bir kenara attım.
Ayaklarım betona her değdiğinde daha da uyuşuyordu ve başıma ağrılar girmeye başlamıştı, biraz daha karın üzerinde yürüseydim bayılabilirdim.
Çok yorulmuştum, nefes alışverişimi düzene sokmaya çalışıyordum fakat başaramıyordum, ne yapacağımı bilemeden öylece bu soğuk betonların üzerinde oturuyordum.
Çocuğun baygın bedenine bakındım, bir an önce uyanmasını istiyordum, uyansın da bir şekilde bana yol göstersin istiyordum.
Dizlerimi karnıma doğru çekip ellerimi üşüyen ayaklarıma koymuştum, şurada bayılıp gitsem sanırım kimsenin ruhu duymazdı.
Baygın yatan çocuğun yanına kıvrandım, kollarımı onun sırtına sardım ve üşümemesi için sırtını sıvazlamaya başladım, fakat ben hâlâ üşüyordum..
🕊
11 Ocak 2000
Metin denen şerefsiz yine beni hırpalıyordu, ellerimden tutup beni bu sefer bir çöp tenekesinin kenarına bağlamıştı, ikimiz de dışarıdaydık ve hava yağmurluydu, nedense ben her dışarı çıktığımda ya yağmur yağardı, ya da kar.
Metin, kelepçenin bir kolunu elime geçirip kilitledi ve üzerimde bir atlet, bir şort ile çöp konteynerinin yanında öylece kalakaldım. Metin, ceketinin cebinden bir sigara paketi çıkarttı ve paketin içerisinden bir dal sigara alıp dudaklarının arasına yerleştirdi.
"O çocuğu neden binanın içerisinde terk edip gelmedin Küçük Bilge?" Metin, bir konuda bana sinirlendiyse ve çok fazla kızgınlık hissettiyse "Küçük Bilge" diye hitap ederdi, ben bu lakaptan sıkılırdım fakat o bunun bilincindeyken bana böyle söylemeye devam ederdi.
"Sen hiçbir zaman akıllanmayacak mısın Küçük?" Bu sefer sesi daha temkinliydi fakat öfkesi metrelerce uzaklıktan hissedilebiliyordu. "Kendini bir hiç uğruna yakmaya değer miydi sence?" Bana bunu sormasının sebebi bundan üç sene önce o kimsesiz sokakta kurtardığım küçük erkek çocuğuydu.
Metin, o çocuğu bilerek aramıza almıştı çünkü o çocuğu ben getirmiştim fakat Metin bundan asla memnun değildi, sırf o çocuğu aramıza aldığım için beni günlerce dövmüştü ve aradan üç sene geçmesine rağmen aklınca benden intikam almaya çalışıyordu.
O gün sokağın ortasında bulduğum yaralı bereli çocuktan geriye genç bir çocuk vardı, artık o da sağlamdı ve benim gibi işkencelere maruz kalmıyordu. En başta onun da benim gibi işkenceler çekmesini dilemiştim fakat sonrasında kendime şöyle söylemiştim; mademki bu çocuğun işkence çekmesini istiyordun, o gece onu neden kurtardın Bilge?
"Sen Çözerlerden misin cidden Küçük? Sen her zaman küçüktün ve o küçüklüğün sadece bedeninden ibaret değildi, bunu da biliyorsun bence." Metin, sigarasının dumanını içine çekerken kendi kendine konuşuyor gibiydi fakat tüm lafları banaydı, sağ bileğim iyice acımaya başlamıştı fakat acımı bu kadar çabuk belli etmeyi düşünmüyordum, eğer acımı şimdi belli edersem Metin bana daha kötü taktiklerle gelirdi.
Advertisement
"Siz ne derseniz onu yaptım efendim." Kafamı eğdim, yağmur üzerime üzerime çiseliyordu ve ben konteynerin yanında kıvranmaktan başka bir şey yapamıyordum, bir şekilde Metin'e boyun eğip buradan kurtulmayı denemeliydim.
Ben 17 yaşımdaydım, Metin ise 24 yaşındaydı, aramızda yedi yaş fark vardı ama o, benden daha dinç ve daha gençti. Günlerce sadece kuru ekmek ve bir bardak su ile karnımı doyurmak zorunda kalıyordum ve bu yüzden güçten yavaş yavaş düşüyordum, Metin ceketinin sağ cebinden bir ilaç kutusu çıkarmıştı.
Yine o lanet senaryolara başlıyorduk.
Metin'in elinde tuttuğu ilaç kutusunun içerisinde ekstaziler vardı, ekstazi denen şey binevi uyuşturucuydu ve insanın kafasını başka alemlere uçuruyordu. Bu ekstazilerin etkisinden kurtulabilmek için bir buçuk senedir uğraşıyordum fakat Metin buna izin vermiyordu, Metin buna izin verse vücudum izin vermiyordu.
Metin, eline bir kapsül alıp bana yanaştı, kendimi geri çekeceğimden ve ona karşı geleceğimden emindi, bu yüzden sol eliyle boğazımı sert bir şekilde tutarken sağ eline aldığı kapsülü hemen ağzıma atmaya çalışmıştı.
Dudaklarımı aralamıyordum, sımsıkı kapatıyordum ve Metin bir türlü dudaklarımı açamıyordu, eğer açsaydı o lanet kapsülü tekrar yutmak zorunda kalacaktım ve bu sefer hiç yaşanmasını istemediğim şeyler yaşanacaktı.
İstemiyordum, Metin beni bir çeşit uyuşturucuya alıştırmaya çalışıyordu fakat ben buna izin vermiyordum, nereye kadar dayanabilirdim bilmiyorum fakat gittiği yere kadar dayanmak zorundaydım.
Metin, bana sert bir yumruk çaktığında başımı konteynerin sivri ucuna çarptım ve gözlerimden aniden yaşlar akmaya başladı, gözlerimden gelen yaşlardan ziyade Metin'in dudaklarımı açma çabalarına ağlamayı istiyordum.
Yaklaşık beş dakika boyunca Metin'e karşı gelebilmiştim, en sonunda kapsülü ağzıma tıkıştırdığında dilimin uyuşmaya başladığını hissetmiştim. Günlerdir vücuduma düzgün bir besin girmiyordu ve ben gerçekten güçten düşüyordum, bu ekstaziler de güçten düşmeme tezahürdü.
"Acı çekmeni istemiyorum Küçük." Metin, bana bunları söylerken vücudumun titremeye başladığını hissettim, bu titreyiş yağmurdan değildi çünkü artık yağmur yağmıyordu. Havada bir gökkuşağı belirmişti ve bu gökkuşağı beni içine çekiyordu.
Hava iyice açmaya başlamıştı, titremelerim kesilmeye başladığında terliyordum, cehennem ateşinden daha berbat bir ateşin içerisindeymişim gibi. Buna dayanamıyordum fakat bu bana keyif vermeye başlamıştı.
Dişlerim sızlıyordu, dişlerimi sıkmamak için kendimi zor tutuyordum, farklı bir alemdeydim, ellerim kollarım bağlı değildi sanki, bedenim de bana ait değildi, istediği şekilde titreyip duruyordu ve ben bu titremelere asla engel olamıyordum.
Bileklerimden yukarı sıcaklık yayılıyordu, terler üzerimden boşalırken aydınlık havayı seyretmeye çalışıyordum, az da olsa bana umut veriyordu.
Bir ağacın altındaydım ve bu ağaç, bir çınar ağacıydı. Gölgesi bile serinlemek için yeterliydi fakat ben terlemeye devam ediyordum.
Üzerimde ne var ne yoksa çıkarıp atmayı diledim, çırılçıplak bu ağacın altında durmayı istedim fakat hareket bile edemiyordum. Ağacın dallarından yemyeşil yapraklar süzülüyordu, esen rüzgar ile birlikte dallar ahenkle dans ediyordu.
Gözlerim yanmaya başlıyordu, değişik bir histi bu, asla tarif edemeyeceğim bir histi. Sanki yüzüme bir biber gazı sıkılmış da gözlerim yanmaya başlamış, öyle bir histi fakat bu acı biber gazının etkisinden daha sertti.
Çınar ağacının hemen altında, yanımda annem de vardı. Ela gözleri ve kahverengi saçlarıyla tam yanımdaydı, bana dokunmak için el uzatıyordu fakat ben o eli bir türlü tutamıyordum, aksine o eli tutmamak için uğraşıyor gibiydim.
Yaklaşık beş saniye boyunca annemin tertemiz, canlı suratına baktım, bir ömür karşısına geçip onun tertemiz, melek gibi yüzünü izleyebilirdim fakat bunu yapamayacağımın farkındaydım.
Ekstazinin etkisindeydim fakat bu etkiden çıkmayı istemiyordum, çünkü annem yanımdaydı.
Metin'in benden aldığı biricik annem, tam karşımdaydı.
Saçları rüzgârda savruluyordu, bana özlem dolu gözlerle bakıyordu, bir şeyler anlatmak istiyor gibiydi fakat konuşmuyordu, konuşamıyordu.
"Annem, biricik annem." Konuşuyordum ama sesim boğuk çıkıyordu, kendi sesimi duyamıyordum, zaten annem de duyamazdı.
Bunların hepsi ekstazinin etkisiydi, biliyorum bunu. Metin bana içten zarar vermeye çalışıyor, ruhumu emmeye çalışıyor bunu da biliyorum ama onun bilmediği bir şey var.
Ben, nam-ı değer Küçük Bilge. Doğduğu andan itibaren küllerinden doğmaya başlayan ve o külleri bir türlü etrafına savuramayan Küçük Bilge..
Bir adım.
İki adım.
Beş adım.
On dört adım.
Birinci darbe.
İkinci darbe.
Bu, benim iki buçuk senemi çaldığın için.
Bu, annemi benim elimden aldığın için.
Bu, üvey evlatlarını benim üzerime salıp bana zarar vermelerine sebep olduğun için.
Bu, üniversite hayallerime mani olduğun için.
Bu, babamın yerine geçmeye uğraştığın için.
Bu, bana attığın her tokat için.
Bu, bu mu? Bunu keyfimden yaptım.
Advertisement
- In Serial40 Chapters
Cliche?
The year is 2015 and the location is Earth... Or at least it was. James has been reincarnated to one world, summoned to another, and thrown into one cliche situation after another! James absolutely loathes the cliche!Disclaimer: This is a work of fiction. Names, characters, businesses, places, events and incidents are either the products of the author's imagination or used in a fictitious manner. Any resemblance to actual persons, living or dead, or actual events is purely coincidental.This work may contain mature content and may not be appropriate for all ages. Discretion is advised.
8 107 - In Serial192 Chapters
Champions of the Boundary
In reality, there exists a realm between reality and fantasy, where all maner of magical creatures exist, and the warriors summoned as they died in reality fight against the forces of a powerful being known only as the Shadow of Life. Here, they live in a world with experience and Levels, Classes and Skills, and they fight against monsters, training for years just to achieve a Level that can allow them to make a small difference. Yet even with this training, it is not enough. The Crystal Adventurers are forced to retreat further and further every year as the Shadow of Life's monsters grow stronger and more numerous, destroying cities at an increasing rate. If the city of Maelnor falls, then it will be less than a year before nearly all of the Crystal Adventurers are wiped out, both those brought to the realm upon death, and those born and raised there. Legends tell of a prophecy that describes a team led by the legendary child of the prophecy, a child whose destiny is not to end the Shadow of Life, but to act as a harbinger, one whose very existence will turn the tides of war, one who must meet three seemingly impossible or currently unheard of criteria before the tides truly change. This is the tale of Team Noruva, which consists of a quiet, yet wise healer, a silent, but thoughtful rogue, a knight with an iron will, a wolf beastborn who gained access to the System, and their leader, who ignores the impossible and does whatever he wants, because why the hell not? This is the tale of their adventures and daily lives, their ups and downs, their struggles, successes, and losses. **REGARDING PoV'S*** There will be 5 total PoV's in this story. However, four of them will take several dozen chapters (beginning Chapter 73) to start happening, with the first two "Books" focusing just on Zack, which is why there's the Multiple PoV's tag on here, even though only one's around at first.
8 171 - In Serial189 Chapters
The First Flame
In a single night of bloodshed and horror, Iris lost everything. She lost her village, her family, her friends and is alone in this cold world that seeks to only take more from her. She only has Arylos; an ancient and powerful being trapped in a mortal body. The last of a powerful godlike species beyond imagination, Arylos has nothing left save for a girl whose village was destroyed and he has no one to blame but himself. And yet these two must find common ground; pushing forward as a duo with only each other to lean on. What could go wrong, besides everything? Welcome to Cerulean! New chapters are released Mondays, Wednesdays, and Fridays at 19:00 CST!
8 253 - In Serial19 Chapters
A magical fox Stole my body and gave me its
The story talks about a normal guy named Ivo having a near-death experience and having a bodyswap with a magical fox in another world.My attempt at mixing isekai with magical foxes and other beasts. English is not my main language, and my choice of trying to write in 1st person might not be the best, but that's how I could bring myself to write it so I'll cope with it.Updating is gonna be sporadic, but I try to aim at one chapter (1-2 pages) per week
8 210 - In Serial22 Chapters
Special effects | tomholland x reader
She's a small sfx make up artist working in Hollywood, only working on the extras. But when her co-worker Evangeline does something stupid and gets fired, she now has to work with the big stars...(Y/N) isn't going to be happy about this.[COMPLETED](Sorry if parts are confusing, I was young when I wrote this and I am still trying to get better. Just bear with me with this one please. Hopefully my other stories are a little better and more put together😬😊)
8 228 - In Serial16 Chapters
You Are My Heart
This deserves more love than it has been given. Credits to: LeanteaLang------------When Moonbyul lost her memory trying to save Solar, what will Solar do to get her love back? Moonbyul was hospitalize after an injury to the head while trying to save Solar. When she awoke, she had no memories of the past. A woman stood beside her bedside, who could it be? A child stood by the woman calling her appa, who could he be?
8 186

